YETİŞ YA MUHAMMED YETİŞ YA ALİ – Bölüm 2

süleyman üsYazıları0 Yorum12 Nisan 2016

17 KASIM 1999 TARİHİNDE CENK KORAY’ IN, İBRAHİM TATLISES’ İN SÖYLEMİŞ OLDUĞU

“YETİŞ YA MUHAMMED, YETİŞ YA ALİ” ŞARKISI NEDENİYLE

AKŞAM GAZETESİ’ NDEKİ KÖŞESİNDE KALEME ALMIŞ OLDUĞU YAZISINA

ŞEYH MAHMUT REYHANİ’ NİN CEVABİ YAZISIDIR.

BÖLÜM 2

KARDEŞLEŞME OLAYI

Peygamber Hazretleri Mekke’deyken Müslümanları birbirine bağlamak için kardeşleşme sistemini kurdu. Her iki sahabeyi birbirine kardeş olarak ilan etti. Medine’ ye hicret ettikten sonra Mekke’yi Medine’ ye bağlamak için ikinci kez aralarında kardeşleşme yaptı. Ancak bu sefer her Mekke’ li sahabeye Medineli bir kardeş tayin etti. Fakat kendisi için her iki tertipte de Ali’yi kardeş yaptı. Birincisi normal diyelim, zira yalnız Mekkeliler arasında yapılmıştı. Fakat ikincisinde bir Mekkeliye bir Medineli olmak formülü vardı. Burada hem kendisine, hem de Ali’ ye Medineli bir kardeş gerektiren formülü uygulamadı ve bu kurala yalnız kendisi ve Ali için neden riayet etmedi? Etmedi çünkü kendisine Ali’ den başka kimse kardeş olamaz ve çünkü Ali’ ye kendisinden başka kimse kardeş olamaz. Gerçek ortada başka yorum istemez… Çünkü ikisi de aynı kefededir.

Bu hadisi rivayet eden sahabeler: Ali Bin Ebu Talip, Ömer Bin Hattab, Enes Bin Malik, Zeyd Bin Ebi Evfa, Abdullah Bin Ebi Evfa, Abdullah Bin Abbas, Mahduç Bin Zeyd, Cafer Bin Abdullah, Ebu Zer Gûfari, Amr Bin Rabia, Abdullah Bin Ebu Emame, Zeyd Bin Erkam, Said İbnil Müseyyib, vs…

Hadisi eserlerine yazan büyük Sünni âlimlerden: Tırmizi (Cami) kitabında 2/213, Bagavi (Masabih) kitabında 2/199, Hakim (Müstedrek) kitabında 3/14, İbni Abdil Ber (İstiap) kitabında 2/460, Mühibbüddin Attabari (Rıyad) kitabında 2/167, Heytemi (Feraid) kitabında 20.babda, , Kızoğlu (Tezkıre) kitabında 13-15, Kenci (Kifayet) kitabında 82, Seyyid Ennes (Siyret) kitabında 1/200, İbni Kesir tarihinde 7/335, Cezari Ensel (Muttalip) kitabında, İbni Hacer (Savaik) kitabında 75, Suyuti (Halifeler Tarihi) kitabında 114, İbni Hacer (İsabe) kitabında 2/807, Şarani (Tabakat) kitabında 2/55, Halebi (Siyret) kitabında 1/23, İbni Hişam (Siyret) kitabında 2/325, Hatip (Tarih) kitabında 12/268’ te ve bunlar gibi daha pek çok siyret ve tarih kitaplarında yazılmıştır, uzatmaya gerek yok.

Kardeşleşme olaylarından anlaşılıyor ki, Ali Peygamber ile aynı kefededir. Bu beraberliği pekiştiren pek çok kanıtlarımız vardır. Şimdi son olarak Berâat olaylarını inceleyelim.

Peygamber Hazretleri bir gün Ebu Bekir’e (Berâat) suresini verip Mekkelilere okuması için Mekke’ ye gönderdi. Daha sonra arkasından Ali’yi gönderdi ve “Git Ebu Bekir’ e yetiş, ondan sûreyi al, git Mekkelilere sen oku” diye emir verdi. Ebu Bekir Peygamberin yanına döndüğünde “Ya Resulullah, benim hakkımda bir ayet mi indi?” diye sordu. Peygamber Hazretleri, “Hayır, ancak Allah’ tan emir aldım, bu sûreyi ya ben gidip okuyacağım ya da benden biri olacak” diye cevap verdi.

Bu hadisin doğruluğunu kanıtlamak için kaynak göstermedim zira siz 25 Kasım tarihli köşe yazınızda itiraf ediyorsunuz. Olayı İmam Ahmet, Nisai, Hakim, Zehebi, Suyuti gibi dev Sünni âlimleri bile onayladıktan sonra kabul etmemek elbette düşünülemez. Ancak itirafınıza rağmen olay üzerinde üstün körü bir yorum yapmakla taşıdığı büyük manadan kaçıyor veya değinmek istemiyorsunuz. Neymiş? Kimsenin Hz. Ali için “Ehl-i Beyt’ ten değil” diye itiraz ettiği yokmuş… Çok güzel, zaten Peygamber Ali’nin Ehl-i Beyt’ ten olduğunu teyit etmek için söylemedi ki bunu. Zaten aka ak demenin ne gereği var? Hz. Peygamber, “Ya ben gideceğim ya da benden biri olacak” demekle yani benim kefemde olan biri demek istiyor ve Ali’ den başka hiç kimseye Peygamberi temsil etme yetkisi verilmemiştir. Bu bakımdan Berâat sûresi tebliğinde Ali’nin üstünlüğü olduğu gibi görülür. Burada sûre tebliğinden ziyade hilafet kaderinin tayini vardır. Acaba diyorum, Hz. Peygamber efendimiz neden önce Ebu Bekir’ i gönderdi? Bu işin Ebu Bekir’ in işi olmadığını bilmiyor muydu? Elbette biliyordu ama yine de gönderdi. Neden acaba? Kendisiyle alay etmek mi istedi? Asla, Peygamber Hazretleri daima ciddiyetini muhafaza eden Allah’ın bir elçisidir. Öyleyse neden mi? Ebu Bekir’ e bir ders ve ibret vermek istedi ve verdi. Yani kulağından tutup “Bak işte, Cenab-ı Allah sana bu ufak tefek işler için bile yetki vermedi, sakın yarın büyük işlere burnunu sokma” der gibi oldu. Oldu ama anlayan kim? Ebu Bekir’ i birkaç ayet okumak için bile yeterli görmeyen Hz. Peygamber, acaba Ali’yi sollayıp hilafet makamına geçmesini hoş karşılar mıydı? Kesinlikle karşılamazdı. Fakat Ebu Bekir’ciler anlar mı? Ne yazık ki anlamazlar. Zira bu sahte inanç daha önce onlara yutturuldu. “Ebu Bekir hazretleri Müslümanların sözbirliğiyle halife olarak seçildi.” Bu sahte bildiri güçlü bir inanç olarak yayıldı ve neredeyse İslam’ın altıncı şartı olma gibi bir kutsallık onurunu kazandı. Daha önce Ebu Bekir’in nasıl halife olduğunu belirttik. Yani Müslümanların ittifakıyla değil, Ömer’in zorbalık ve dehasıyla halife olduğunu kanıtladık. Acı ama gerçek. Ebu Bekir halife değil, işgalciydi. Ona yapılan biat sürpriz, rastlantı ve bizzat kendisinin tabiriyle Felteydi. Evet 1. Halife olacak zat okuduğu bir hutbede halka hitaben “Bana olan biatiniz felteydi” demişti.

Sayın üstat, felte Arapça bir sözcüktür. Siz lütfen araştırın, değerlendirin. Felte demek, sürpriz, rastlantı, oldu-bitti ve doğrusu kaçırma demektir. İbnül Esir, büyük tarihinde halife Ömer’in yaptığı son Hac’dan dönüşünde okuduğu meşhur hutbesinde şöyle dediğini yazıyor:

“Ebu Bekir’in biati bir felteydi ama Allah İslam ümmetini onun şerrinden korudu.” Allah Allah, ne korkunç söz, ne korkunç ifşaat bu… Ömer burada açık açık demek istiyor ki “Bu iş kolaylıkla bitmemiş olsaydı zorlukla yapılacaktı.” Ömer’in ağzından kaçırdığı bu iki sözcük içinin tercümanı oldu. Allah şerrinden korudu. Şer kötülük demek, anlam belli, iyilikle olmasaydı kötülükle olacaktı. Artık bu filmin senaryosunu kimin hazırladığını anlamak zor değil. İbnül Esir, Alevi değil, Sünni’dir, Ömer’cidir. Fakat zavallı ne yapsın? Her şeyi saklayamaz ki. Çok şeyler sakladı, çok yalanlar savundu ve zaman zaman çok değerli belgeleri esir kaçırır gibi kaçırdı. Burada bir şairin bir beytini hatırladım:

“En büyük fazilet, düşmanın itiraf ettiği fazilettir.”

Sayın üstat, siz Beraat olayından öyle bir benimsemez bir tavırla bahsettiniz ki, aynı mübahele olayının üzerinden geçtiğiniz gibi. “Hadi hadi, bütün bunları biliyoruz, ne var sanki” der gibi savmak istediniz. Bir de “Hz. Muhammed’in yanına Ali’yi alıp gelmesinden daha doğal bir şey yoktur, elbette Sâd Bin Ebi Vakkas veya Talha’nın gelmesi düşünülmez” diyorsunuz. Acaba böyle gereksiz bir savunma sizin direnişinize ne kazandırıyor? Hz. Peygamber buraya aile ve soy namına boy göstermeye gelmiyor. İslam dinini tanıtmak ve Onun üstünlüğünü göstermek için Hıristiyanlarla yüzyüze gelmek istiyor. Cenab-ı Allah, mübaheleye gelirken onlara şöyle seslenmesini emrediyor: “Siz çocuklarınızı getirin biz de çocuklarımızı getirelim, siz kadınlarınızı getirin kadınlarımızı getirelim, kendiniz gelin, biz de gelelim.”

Çocuklar deyince Hasan ve Hüseyin, kadınlar deyince Fatıma’yı kastediyor. Fakat sıra Ali’ye gelince “Adamlarımızı getirelim” demiyor. “Kendimiz gelelim” diyor. Yani Ali’yi kendi kefesinde göstermek için birinci çoğul zamirini kullanarak “Enfüsene” diyor. Enfüs, nefis tekilinin çoğul şeklidir. Bu kelime her ne kadar Arapça’da  hakiki ve mecazi anlamlar verirse de Türkçe’de de yine geniş kapsamda bulunur. Mesela; öz varlık, kişilik, öz benlik, ruh, can, hayat gibi karşılıkları vardır. Bu bakımdan kendi nefsini Ali’ninkiyle bir arada söylemekle Ali’yi kendi varlığına almış bulunuyor. Hz. Peygamber efendimiz, Ali ile olan beraberliğini Peygamberlikten önce ve 63 yaşına gelinceye dek sürdürmüştü. Hiçbir zaman Onu ihmal etmemişti. Söylediği pek çok hadislerle Onu sık sık yüceltmiştir. Örneğin: “Ey Ali, Sen benim yanımda Harûn Peygamberin Musa Peygamberin yanında olduğu gibisin, ancak benden sonra peygamber yok.” Bu hadis ve bunun ayarında hadisler pek çoktur. Dost olsun düşman olsun bütün hadis yazarları tarafından  onaylanmıştır. Öyle ise İslam peygamberi Ali için bunları söyledikten sonra “Ali, Peygamber ile aynı kefede olamaz” diye ahkam kesmek kimin haddi olur? Neymiş? “Yetiş ya Ali diyordu da, neden yetiş ya Ömer” demiyor? Allah Allah bu da laf mı? O kadar gülünç bir teklif ki suyu aşağıdan yukarıya akıtmak için beyhude yere uğraşmak gibi… Gerek Sünni gerekse Aleviler “Yetiş ya Ali” diye çağırırlar, hatta bu geleneksel bir alışkanlık haline gelmiştir. Neden mi? Çünkü önce Peygamber hazretleri bu usulü başlattı. Dar bir duruma düşünce “Yetiş ya Ali” diye çağırırdı. Örneğin Uhut savaşında herkes kendisini bırakıp kaçtıktan sonra düşman kıskacı içinde kalınca, “Yetiş ya Ali bu gelenleri püskürt” derdi. Ali hemen atılır ve kudurmuşçasına saldıran düşmanların bir kısmını öldürür kalan kısmını dağıtırdı. Hazreti Peygamber başka bir saldırgan gurubu gösterir “Ya Ali yetiş, bunları def et” der, Ali yine şahin gibi atılır birkaçını öldürür gerisini dağıtırdı. Bu olay Sünnilerin tarihinde yazılmıştır. Mesela İbnül Esir’in Uhut savaşı bölümünde aynen okuyabilirsiniz. Acaba Peygamber Hazretleri neden “Yetiş ya Ömer” diye çağırmadı? Çünkü Ömer o zaman kaçanlar arasındaydı. Yani Aziz Peygamberini azgın düşmanlar arasında bırakmış ve kendi deyimiyle kayalar arasında ceylanlar gibi sıçrıyordu. İmam Ahmed (Müsned) kitabının kenarına yazılan Kenzul Ummal kitabı 1/428’de. Kitabı yazan Alevi değil büyük Sünni âlimlerinden Suyuti’dir. Ve onu başka bir Sünni âlim özetlemiş (Munhatap Kenzul Ummal) adını vermiştir…

Düşman çemberi içinde sıkışıp kalan Peygamber elbette kaçan Ömer’i değil, yanından ayrılmayan, canını önüne koyan Ali’yi çağırır. Siz bunun hesabını İbrahim Tatlıses’ten değil, Hz. Peygamberden sorun. Ve açıkçası doğrudan doğruya Cibril Aleyhisselam’ı sorumlu tutun. Çükü İbnül Esir, tarihinde yine Uhut savaşı bölümünde şöyle bir olay yazılmıştır:

“Uhut savaşında aslancasına çarpışan Ali, Peygamberin yanına hiçbir düşman yaklaştırmamak için gözünü kırpmadan tehlikeden tehlikeye atılırken Cibril Aleyhisselam yukarıdan gür bir sesle; “ZÜLFİKAR’DAN BAŞKA KILIÇ YOK, ALİDEN BAŞKA YİĞİT YOK” diyerek kendisine Tanrısal madalya vermiş oldu. Bu madalya birçok Sünni âlimin kitaplarını süslemiştir. Bu tarihi olay, bir efsane değil, İslam tarihine şanlı bir sayfa katan gerçektir. Cibril Aleyhisselam, “Ömer’den başka yiğit yok” demedi. Çünkü yukarıdan baktı Ömer kaçıyor, Ali’yse Peygamberini kurtarmak veya önünde şehit olmak için ölüm-kalım mücadelesini yiğitçe sürdürüyor. Evet, notlar o zaman verildi. Üstün yiğitlik madalyası Allah tarafından hazırlanıp sahibine o zaman sunuldu… Öyleyse İbrahim Tatlıses’in suçu ne? O ancak sanatının eridir. Ona meydan okumaktansa gelin büyük Türk şairi Süleyman Çelebi’ye meydan okuyun, Ali’yi kayırıyor diye kendisini eleştirin.

Süleyman Çelebi, ünlü Mevlid-i Şerif divanında Hikaye-i Kesikbaş adlı bir kaside yazmıştır. Sadece Ali için yazmış olduğu bu kaside veya destanı Peygambere ait yapıtına dahil etmiştir. Acaba neden? Çünkü Peygamberle aynı kefede olduğu için. 48 sayfadan oluşan bu divanın elimde Osmanlıca bir baskısı vardır. Destan 38.sayfada yazılmıştır. Ali; Kesikbaşın vücudunu ve oğlunu yiyen, karısını ve yüzlerce Müslümanı kaçıran devi öldürmek için bulunduğu kuyuya doğru gidiyormuş, kuyu çok derin 500 kulaç yetmiyormuş. Kendini boşluğa bırakıp 7 gün 7 gece boşluktan iniyor kâh başı yukarıda kâh ayağı, nihayet dibe varıyor ve devi öldürüyor. Kesikbaşa dua okuyup vücudunu ve oğlunu diriltiyormuş. Esirleri toplayıp kuyunun ağzına getiriyor ve yine bir dua okuyup bir anda yeryüzüne çıkarıyormuş. Şair Celebi, Ali’nin akılalmaz efsanevi mucizelerine çok ilginç bir mucize daha katıyor, neredeyse Ali’yi Tanrısallaştıracak kadar ileri gidiyor.acaba neden? Süleyman Çelebi Alevi midir? Kesinlikle değil. Zira Ali’ye hayran olmak yalnız Alevilere kalmış bir şey değil, halk arasında bir akım haline gelmiştir.

Sayın üstat; bu kadar uzatmak istemezdim ama konu konuyu doğuruyor, uzatmamak elde olmuyor.

Ali’nin, Peygamberle aynı kefede olup olmadığı tartışması sanırım Ali’nin lehine bitmiş görünüyor. Çünkü ele aldığımız bahisler hep bu neticeyle sonuçlanmıştır. Zaten gerçek her bakımdan belli. Bu güzel ismin  birleştirilip tek isim halinde söylenmesi bile yeterli.

MEHMET ALİ…

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

YETİŞ YA MUHAMMED YETİŞ YA ALİ – Bölüm 2 Hakkında Yorum Yaz

Sponsor Reklam Sponsor Reklam Sponsor Reklam Sponsor Reklam

ÜYELİK

E-Bülten Aboneliği

E-Posta adresinizi aşağıdaki bölümden bültenimize ekleyerek yeni yazılarımızdan haberdar olabilirsiniz!

Döviz ve Borsa Bilgileri

BIST
USD/EUR
Amerikan Doları
Euro
İngiliz Sterlini
Japon Yeni
Rus Rublesi
SA Riyal,
Altın
Son Güncelleme: 24.09.2018 23:28
Mo Tu We Th Fr Sa Su