ALEVİLİKTE HZ. MUHAMMED (S.A.A.V.) SEVGİSİ

süleyman üsAlevilik - Nusayrilik, Bilgi Dağarcığı, Ehl-i Beyt0 Yorum20 Nisan 2016

Hz. Muhammed’i (s.a.a.v.) Ne Kadar Tanıyoruz?

Mahmut Bayram

Bir gün şu an adını hatırlamadığım bir gençle konuşurken bana İslamiyet’le ilişkilendirdiğimiz herkesi özellikle Ehlibeyti, Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) önüne koyuyormuşuz gibi bir izlenim bıraktığımızı anlattı. Bu yüzden bize karşı gençlerimizden ve diğer kesimlerden tepki oluştuğunu söyledi. Bu izlenime şaşırdığım kadar başka bir şeye şaşırdığımı hatırlamam. Çünkü biz düşünme yeteneğimizin bütün sınırlarını zorlayarak insan halimizle kavrayabildiğimiz en yüksek rütbeyi, yalnızca Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (s.a.a.v.) vermekteyiz. Kaldı ki Peygamberimizin sıradan bir insan gibi hata yaptığını, uygunsuz şeyler içinde olabildiğini zanneden, bunları eserlerine doğruymuş gibi geçiren ve bunu normal olarak gören kesimlerin uydurdukları mantık dışı hadisleri ve Kur’an-ı Kerim’le ilgisi olmayan Kur’an-ı Kerim yorumlarını, 1400 yıldır yalanlama ve reddetme çabası içindeyken hakkımızda oluşan bu gerçek dışı izlenimi çok fazla kasıtlı ve katı bulmamın sayısız geçerli nedeni vardır.

Hz. Muhammed’i (s.a.a.v.) yüce Allah’a o kadar çok yakın biliriz ki bu yakınlığı anlatmak için “çok yakın” tabirini kullanırız ve yüce Allah ile arasına bir mesafe koymak durumunda kaldığımızda bunu sadece kendimizi şirkten (ortak koşmaktan) korumak için yaparız. Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) yüceliğini ve mükemmelliğini yerden yere vuran kesimlerin uydurma hadislerinin ve Kur’an-ı Kerim’le ilgisi olmayan Kur’an-ı Kerim yorumlarının karşısında durmaya çalışırken bunu en büyük tutku ile yaparız.

Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) Allah’a (c.c.) olan yakınlığını kıt aklımızla anlayabilmek için Hz. Ali’nin yani ilim şehrinin kapısının bir hutbesinden alıntı yapmak istiyorum. “Ben ve Resul, yüce Allah’ın nurundan tek bir nurduk. Yüce Allah bu nura (ikiye) bölünmesini emretti. Bir yarısı Muhammed (s.a.a.v.) oldu, bir yarısı ben.”

Mükemmel olmak için Allah’ın nurundan olmak şarttır. Allah’ın nuru, Allah ile birlikte hep var olduğundan bir başlangıcı olmayacak, Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) bu nurdan oluştuğunu düşündüğümüzde de onun bizim için öncesiz olma durumunu ortaya çıkacaktır.

Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) Mirac gecesinde ‘Sidretil Münteha’ya kadar yükselmesi ve çoğu müfessire göre orada yüce Allah ile görüşmesinin konu edildiği Kur’an’ ın ilgili bölümünde, aslında onun mükemmelliği ve yüceliği de anlatılmaktadır. Son ağaç veya son basamak anlamına gelen Sidretil Münteha’dan sonra yüce Allah’ın gayb âlemi yani bilinmeyen fizik ötesi âlem başlamaktadır. Aynı bölümün başında Peygamberimizin kendi arzularına göre konuşamayacağı, konuşmalarının kendisine yüce Allah tarafından vahyedilenden başkası olmadığı vurgulanmış, onun sözlerinin yüce Allah’ ın sözleri olduğu anlatılmıştır. (Necm 1–15)

Bu bölümde farklı kesimlerin Hz. Muhammed’i (s.a.a.v.) küçümsemek ve karalamak maksadıyla uydurdukları hadis ve Kur’an-ı Kerim yorumlarından bir kesit sunmaya çalışacağım. Böylece bizim bu konudaki düşüncemiz net bir şekilde anlaşılacak ve akla kara belli olacaktır.

Biz hiçbir şekilde başkalarının iddia ettiği gibi Peygamberimizin kendi peygamberliğinden kuşkulandığı görüşünü kabul etmeyiz. Cebrail’in her geç kalışında vahyi filancaya veya falancaya götürdüğü kuşkusunun anlatıldığı hadislerin Peygamberimize ait olduğu konusunu şiddetle reddederiz. Çünkü yüce Allah bütün Peygamberlerden, peygamberlikleri konusunda ahit aldığı gibi Hz. Muhammed’den (s.a.a.v.) de peygamberliği konusunda sağlam bir ahit aldı (Ahzab 7) ve Peygamberin yaptıklarının sorumluluğunu üstüne alacağına dair söz verdi. (Maide 67) Böylece onu korumayı garantiledi. Peygamberimiz yaşamı boyunca verdiği mücadelenin hiçbir yerinde tereddüt içinde olmadı ki kendi peygamberliğinden kuşkuya düşsün. Zaten vahiyle konuşan bir peygamber için böyle şeyler düşünmek, yapılan ve yazılan her şeyin kasıtlı olduğu anlamını verir. Biz, Peygamberimizin kendi kendisiyle çelişen bir çizgide olamayacağına inanır ve her fırsatta bunu savunuruz.

Sahihlerde yer alan, kişinin ölmeden önce vasiyet bırakması gerektiğine dair Peygamberimizin hadislerine rağmen kendisinin vasiyet bırakmadığı iddiası da, bize göre basit bir komediden başka bir şey değildir. Vasiyet etmek peygamber olmanın şartlarından biri iken ve daha önceki Peygamberlerin vasiyet bıraktıkları Kur’an-ı Kerim’de yazılı iken Peygamberimizin vasiyet bırakmadığını iddia etmek, onun eşsiz kişiliğine yapılan kasıtlı bir karalamadır. Peygamberimiz Medine’den bir veya birkaç günlüğüne ayrılmak zorunda kaldığında mutlaka yerine bir vasi tayin ediyordu. Aynı şekilde Hz. Zekeriya’nın vasiyet edecek bir çocuğu olmaması sonucunda, Allah’tan sırf vasiyet etmek için bir erkek çocuk istediği ve hem kendisinin hem de eşinin ilerlemiş yaşına rağmen bu isteğinin Allah tarafından kabul edildiği herkesçe biliniyor. Bu durumda Peygamberimizin vasiyet bırakmadığını iddia ederek onu kendi kendisiyle çelişir hale getirmek, bir kalitesizliğin tam ortasında olmaktan başka bir şey değildir. Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) yüce bir kişiliğe sahip olduğunu kabul eden bizler, onun çelişkilerden tamamen uzak olduğuna dair eksiksiz bir inanç taşırız. Çünkü sonuçta onun sözleri (vahiy ile) Allah’ın sözleridir. Onun çelişki içinde olduğu düşüncesi Allah’ın da çelişki içinde olduğu sonucunu doğurur ki bu küfürdür.

Peygamberimiz Kalem suresinde belirtildiği gibi yüce bir ahlak üzerine idi. Enbiya suresinde de onun bütün âlemlere rahmet olarak gönderildiği yazılıyor. Bu durumda iddia edilenin aksine Abese suresinde belirtilen “Yüzünü ekşitti, başını çevirdi. Yanına kör geldi diye” ile anlatılan kişinin kendisi olması, mümkün değildir. Bu surede “yüz ekşitme olayı” yüce Allah’ın ağzından Peygambere anlatılmaktadır. Bu olayı gerçekleştiren kişi peygamberimiz olsaydı, yüce Allah ona “yüzünü ekşittin” derdi. Aynı şekilde yine sahihlerde geçen Peygamberimizin Ayşe’yi omzuna alıp düğün alayını seyretmesini sağladığına ilişkin başka rivayet de bizleri yaralamaktadır. Sünni kardeşlerimizin kaynaklarında geçen bütün bu ve benzeri rivayetler, onun ayetlerle anlatılan güzel ahlakına ters düşeceğinden bunların uydurma olduğuna dair kesin bir inancımız vardır. Bu örnekleri çoğaltmak istemediğim halde bunları niçin buraya aktardığım sorulabilir. Bundaki amacım kimseyi kırmak veya rencide etmek değildir; ancak bu, Peygamberimizin mükemmelliğine ve yüce kişiliğine toz konduracak her rivayete ve hadise kuşkuyla yaklaşmamız ile ilgilidir.

Yazımın başında Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) Allahın öncesiz nurundan yaratıldığını anlatmıştım. Yüce Allah Kehf suresinin 110. ayetinde “De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım, bana vahyedildi ki mabudunuz ancak ve ancak bir mabuttur.” dese de burada sözü edilen insan, yüce Peygamberimizin bizim tarafımızdan algılanma şeklidir. Aramızda 63 yıl yaşadığına göre bizim ona yaklaşabilmemiz ve onu anlayabilmemiz için onun bizim konuştuğumuz dili konuşması, yediğimiz yemeği yemesi kısaca ulaşılabilir olması gerekir. Yüce Allah bizi farklı bir formatta mesela melek formatında dünyaya göndermiş olsaydı, Peygamberimiz gözümüze melek kılığında görünecekti. İsra suresinin 95. ayetinde yüce Allah diyor ki “De ki: Yeryüzünde melekler bulunsaydı da rahat rahat gezselerdi, onlara gökten bir meleği peygamber olarak gönderirdik.” Bize göre gökten peygamber olarak göndereceği kişi Hz. Muhammed’den (s.a.a.v.) başkası değildi. Çünkü yüce Allah meleklere Âdem’e secde edin dedi de İblis hariç bütün melekler secde ettiklerinde (Bakara 34), Hz. Âdem’in alnında Peygamberimizin nuru (Hz. Ali ile birlikte yaratıldığı Allah’ın nuru) mevcuttu.

Ehlibeyte olan bağlılığımızın nedenine gelince, Hz. Muhammed’in (s.a.a.v.) onlar hakkındaki hadisleri ve Kur’an-ı Kerim’in bazı ayetlerine getirdiği yorumlar, bizim onların yoluna sımsıkı bağlanmamızı zorunlu kılar. Bu, Allah’ın emri ve Peygamberimizin ısrarlı vasiyeti sonucu aldığımız tavırdır. Onlar hakkındaki “Allah’ım! Bunlar benim özümdür. Ben onlarla savaşanla savaş halindeyim, onlara güven sağlayana güvenliğim. Onları sevenin seveniyim, onların düşmanının düşmanıyım.” hadisi ve “De ki: Sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, istediğim, ancak yakınlarıma sevgidir.” (Şura 27) ayetindeki yakınlarının kim oldukları sorulunca “Ehlibeytim” demesi, bizi Ehlibeyt sevgisine yönlendirmiştir. Bütün bunları her fırsatta vurgulamamıza ve Hz. Muhammed’i (s.a.a.v.) Allah’ a en yakın mertebede görmemize rağmen onu Ehlibeytin sonrasında gördüğümüz iftirası cahilce ve kasıtlı olarak ortaya atılmış kötü niyet taşıyan bir saçmalıktır. Burada unutulmaması gereken can alıcı nokta şudur: Peygamberimiz de Ehlibeytin bir ferdidir.

Bu yazıyı okuyan herkes bana şu soruyu soracaktır. Siz Peygamberi neden her türlü kötülükten, hatadan, günahtan beri görürsünüz? Cevap çok basit. Eğer o böyle olmasaydı, yüce Allah’ın elçisi ve habibi (sevgilisi, dostu) olamazdı.

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

ALEVİLİKTE HZ. MUHAMMED (S.A.A.V.) SEVGİSİ Hakkında Yorum Yaz

Sponsor Reklam Sponsor Reklam Sponsor Reklam Sponsor Reklam

ÜYELİK

E-Bülten Aboneliği

E-Posta adresinizi aşağıdaki bölümden bültenimize ekleyerek yeni yazılarımızdan haberdar olabilirsiniz!

Döviz ve Borsa Bilgileri

BIST
USD/EUR
Amerikan Doları
Euro
İngiliz Sterlini
Japon Yeni
Rus Rublesi
SA Riyal,
Altın
Son Güncelleme: 19.11.2018 11:28
Mo Tu We Th Fr Sa Su