ALEVİLİK VE TARİHİ – 1

ŞEYH MAHMUT REYHANİ’ NİN KALEMİNDEN

 

ALEVİLİK TARİHİ – BÖLÜM 1

 

 

ALEVİLİK VE ÖNCESİ

 

Sünni-Alevi ihtilafının sebebini anlayabilmek için İslamiyet’ten önceki Kureyş kabilesinin durumundan bahsetmemiz gerekir. Zira bu ihtilaf çok eski zamanlara ait bir liderlik çekişmesinin sonucudur. Bu nedenle Kureyş’in Peygamberlikten önceki ihtilafını ve bu ihtilafın belli başlı sebeplerini bahis konusu yapmak istedim.

Kureyş kabilesi ondan fazla ayrı göbekten oluşmuştur. Kureyş, Hz. Peygamberin on üçüncü atası olan Nadr’ın lakabıdır. Bu itibarla Nadr’ın soyundan gelen bütün kabile ve kuşaklara “Kureyş” denir. Bu büyük kabile Araplar arasında hemen hemen lider niteliği kazanmıştı. Zira Arapların en büyük tapınağı ve en kutsal yeri olan Kâbe onların elinde idi. Bununla birlikte Arapların daha önceden bilmediği bir ticari sistem yürütüyorlardı. Bu ticaretler sonucu kazandıkları geniş servet kendilerine daha fazla ün ve itibar kazandırıyordu. Kureyş, kurduğu ticari şirketler ile ithalat-ihracat usulünü uyguluyordu. (Cebur Abdünnur, “Arap felsefesine bakış” eserinden)

Bu vesile ile dış ülkelerle ticari ilişkide bulunan Kureyş, bütün Arapların bir nevşi temsilcisi haline geliyordu. Araplar içinde oldukça büyük üstünlük sağlayan ve bu yüzden diğer Arap kabilelerinin kıskançlığına maruz kalan Kureyş’in bütün göbek ve kuşakları, bu soy ve asalete, şeref ve otoriteye paydaş olduklarını iddia etmekte idi. Fakat bu  böyle olmadı. Zira Hz. Peygamberin soy zincirini oluşturan atalar diğer kardeşlerine kesin bir üstünlük kazanıyorlardı. Bu üstünlük Adnan’dan başladı ve Abdulmuttalib’e kadar devam etti (Babası kendisi doğmadan önce vefat etmişti.) Bu itibarla Peygamber Hazretlerinin soyunu taşıyan ataların daha üstün ve daha itibara şayan bir duruma gelmeleri Allah’ın bir hikmetidir. Bu hal en çok Peygamberimizin beşinci atası olan Kusay’ın kişiliğinde doruğa erişti.

 

 

 

 

KUSAY DÖNEMİ

 

Peygamberimizin beşinci atası olan Kusay büyük bir dahi ve teşkilatçı sayılırdı. Kureyş, onun sayesinde Kâbe’ye sahip olmuştu. Bu dahi adam babasının ölümünde henüz sütten yeni kesilmişti. Annesiyle beraber kabilesinden ayrıldı ve yabancı bir kabilede büyüdü. Mekke’ye döndüğü zaman kendisinden daha büyük olan ve kendi kabilesi içinde büyüyen ağabeyi Zöhre’yi kat kat geçti ve Kureyş’in tartışmasız başkanı oldu. Bu arada Huzâa kabilesinin başkanı ve aynı zamanda Kâbe’nin hâkimi olan Huleyl’in kızı ile evlendi. Nitekim Kâbe o zamana kadar Huzâa kabilesinin elinde idi. Bu izdivaç Kâbe üzerinde hak iddia etme şansını vermişti. Kayınpederi Huleyl ölünce bunu gerçekleştirmek için harekete geçti. Bu uğurda bütün (Fihir) oğullarını bir bayrak altınnda topladı. Yani Hz. Peygamberin on birinci atası (Fihir) soyundan gelen bütün Kureyş kabilelerini bir araya getirdi. Kimi tarihçiler, Kureyş Nadr’ın lakabı diyor, kimileri “Fihr’in” diyor. Buradaki olay ikinci iddiayı ispat eder. Kusay, bir yandan Uzre kabilesinin desteğini kazandı. Zira Uzre kabilesinden biriyle evli olan annesinden Rizah isminde bir kardeşi olmuştu. Aynı zamanda Rizah’ın anaları ayrı üç kardeşi daha vardı. Bunların yardımı ile Huzâa kabilesine savaş açtı. Oldukça çetin geçen bu savaş arabulucular tarafından durduruldu ve Araplarda yaygın olan bir usule göre iki tarafında kabul ettiği bir hiç kimse hakem tayin edildi. Yamen ismindeki bu hakem Kusay’ın lehine hüküm verdi. Böylece Arapların en kutsal yeri sayılan Kâbe, Kureyş’in eline geçmiş oldu.

Kureyş’in hâkimi olan Kusay, krallara özgü büyük imtiyazlara sahip oldu. Şura meclisini andıran (Darünnedve) adında bir meclis kurdu. Kabilesinin bütün işleri bu meclisin içinde kararlaştırılır, bu meclise yalnız Kureyş’liler girebilir ve aynı zamanda Kusay oğulları dışında 40 yaşını doldurmamış olan hiç kimse Kureyş’li dahi olsa meclise giremezdi. Bu durum Kusay’ın kabile üzerindeki sınırsız egemenliğini gösterir.

Kusay, yaşlanınca yerine büyük oğlu Abdüddar’ı tayin etmek istemişti. Buna rağmen ikinci oğlu ve Hz. Peygamberin dördüncü atası olan Abdmenef, her bakımdan ağabeyini çoktan geçmiş ve Kureyş içinde üstün bir kişiliğe sahip olmuştu. Bu arada yalnız Abdmenef değil, diğer kardeşleri de Abdüddar’ı geçmişti. Bu yüzden Kusay, büyük oğluna karşı müşfik davrandı ve dedi ki: “Ey oğulcuğum, kardeşlerin seni geçti ama ben seni onların seviyesine getireceğim” ve elindeki bütün imtiyazları kendisine verdi. Bu imtiyazlar; Kâbe anahtarı, savaş bayrağı, hac zamanı hacılara su ve yemek dağıtmak hakkı, bütün bunların üstünde Darünnedve başkanlığı.

Bu imtiyazlar, Abdüddar’a büyük avantaj sayılırdı. Zira Kâbe’ye hiç kimse giremezdi ki kendisi kapıyı açmadan, kabile bir savaşa gidemezdi ki bayrağı kendi eliyle vermeden, hacılara verilecek su ve yemek yardımları yalnız kendisine verilir ve bu işi kendisi yapar. Nikâh işlerine varıncaya kadar kabilenin askeri, siyasi, ictimai ve ticari bütün işlerinin Darünnedvve meclisinde onun başkanlığının altında yapılması gerek.

Bütün bu geniş imtiyazlar bile Abdüddar’ın, kardeşi Abdmenef’in seviyesine ulaşması için yeterli olmadı. Bu büyük avantajların hiç birine sahip olmayan Abdmenef yine de kabile içinde en yüksek ve en büyük itibara sahip olmuştu. Zira bu iş Kusay’ın değil, Allah’ın elindedir.

Kusay öldükten sonra Abdüddar gerçekten bu imtiyazlara sahip çıkamadı. Kardeşler arasında çekişmeler başladı. Kureyş kabilelerinin bazıları Abdmenef’i, bazıları Abdüdddar’ı tuttu. Taraflar bir savaşa hazırlanıyorlardı ki araya girenlerin aracılığı ile yine hakem usulüne gidildi. Her iki tarafında kabul ettiği hakem, Abdmenef’in her bakımdan daha haklı olduğuna hüküm verdi ve bu imtiyazları ikisi arasında bölerek savaşı önledi. (İbni Hişam’ın, Siyret kitabından)

Bu olay, Kureyş içinde amansız bir düşmanlığa dönüşen kıskançlık duygularının kökeni sayılır. Hz. Peygamber, Abdmenef’in soyundan geldiği için Emevilerden sonra en büyük düşmanlığı Abdüddar oğullarından gördü. Yalnız Uhut savaşında onlardan 11 kişi öldürüldü. Savaş bayrağını art arda taşıyan beş Abdüddar’lıyı Hz. Ali öldürmüştü. Ünlü müverrih İbnül Esir, kitabının Uhut savaşı bölümünde, “Bayrağı taşıyan tüm bayraktarları Ali öldürdü” diyor. Böylece burada Ali’nin nasıl eşsiz bir kahraman olduğu ispat edilirken aynı zamanda Kureyş içinde neden büyük bir nefret ve düşmanlığa maruz kaldığının da cevabı verilmiş olur.

***

ABDMENEF DÖNEMİ

 

Haşimilerin ve aynı zamanda Emevilerin dedesi olan Abdmenef, dediğimiz gibi babasının iradesine rağmen Kureyş’in liderlik makamına oturdu. Abdmenef’in oğullarından ikisi ikiz olarak doğmuştu, Haşimilerin ifadelerine göre Abdşems, kardeşi Haşim’den önce doğmuştu. Fakat burada yine Allah’ın hikmeti tecelli eder ve Peygamberimizin üçüncü atası olan Haşim, kardeşine göre daha üstün bir kişilik ve itibar sahibi olur. Abdşems, bu üstünlüğe karşı her ne kadar kendisini göstermeyip susmayı tercih ettiyse de oğlu Ümeyye (yani Emevilerin babası) bu hale razı olmadı. Bu muhteris adam babasının yerine amcası Haşim’in karşısına dikildi ve yine Arap usulüne göre kendisini münafereye davet etti. (Münafere; cahiliye döneminde güvenilir bir hakem huzurunda tarafların birbirleriyle boy ölçüşme olayına denir.)

Bu yarışmaya çok ağır şartlar koyuldu.  Öyle ki; kaybeden kazanan tarafa 50 deve verip Mekke’den ayrılacak ve 10 yıl kadar Mekke’den uzak yerde yaşayacak. Bu ağır şartları kabul eden Ümeyye münafereyi kaybetti ve 50 deveyi Haşim’e verdikten sonra Mekke’den ayrılıp Şam’a gitti. Haşim, aldığı 50 deveyi hemen kesip halka dağıttı.

Şam’a giden Ümeyye, orada 10 yıl kalmak zorunda kaldı. Tarihçiler, Ümeyye’nin 10 yıl boyunca Şam’da kalmasının ileride torunu Muaviye’nin çok işine yaradığını söylüyorlar. Bu süre içinde Şamlılardan çok sayıda dost edindi. Bunu Emevi saltanatının kurulması için temel taşı olarak kabul edenler vardır. (Yine İbni Hişam’ın, Siyret kitabından)

***

ABDÜLMUTTALİP DÖNEMİ

 

Hz. Peygamberin ikinci atası yani dedesi Abdulmuttalip, babası Haşim’den sonra Kureyş’in lideri oldu.  Hem de tüm atalarından daha üstün bir makama erişti. Bu hal Ümeyye oğullarının kıskançlık duygularını düşmanlığa dönüştürüyordu. Bu sefer de Ebu Süfyan’ın babası olan Ümeyye oğlu Harp devreye girdi. Babasının ihtirasını devralan Harp, Haşimilere karşı olan rekabeti Emeviler namına sürdürmeye başladı. Babası Ümeyye’nin yenilgisinin hatıralarını hala yaşamakta olan Harp, Abdülmuttalib’in üstünlüğünü hiçbir zaman kabul etmeyecek olduğu için yine boy ölçüşme yoluna girdi ve kendisini münafereye davet etti. Tarafların kabul ettiği hakem rahat rahat Abdülmuttalib’in lehine hüküm verdi ve bir beyit şiir okuyarak Harbi yerin dibine geçirdi. Sonuç yarışmadan rezil olarak çıkan Harp için çok ağır oldu. Kin duygularını kat kat arttırdı. Nasıl öç alabileceğini düşünmeye başladı. Nihayetinde Abdülmuttalib’in Yahudi olan bir komşusunu öldürtmeyi planladı. Zira böyle bir olay Araplarda çok kötü karşılanır, tanınmış büyük bir adamın komşusu öldürülürse o kimse çok ayıplanır ve hiciv müptelası olan şairlerin diline düşerdi. Harp, Abdülmuttalib’i küçük düşürmek için bu planı tezgâhladı. Adamı öldürüp mallarını almaları için iki genci kışkırttı. Bu gençlerin birisi Abdüddar kabilesinden Amir isminde bir adam diğeri de Teym kabilesinden Ebu Bekir’in dedesi olan Sahr’dır. Bu iki genç, Yahudi’yi öldürüp mallarını yağma ettiler ve Abdülmuttalib’ten korunmak için Harb’e sığındılar. Abdulmuttalip bu olaya çok kızdı ve katilleri arayarak Harb’in evinde olduklarını öğrendi. Onları kendisinden istedi, Harp inkâr etti. Sıkıştırdı ve nihayetinde kendisinden 100 deve diyet alarak Yahudi’nin varislerine verdi. Fakat hem maktulün diyetine hem de çalınan malların bedeline yeterli olmayan bu 100 devenin üzerine kendi mallarından vererek bu açığı kapattı. (İbni Hişam’ın, Siyret kitabından.)

***

 

EBU TALİP DÖNEMİ

 

Abdulmuttalip’ten sonra Kureyş’in liderliği oğlu Ebu Talip’e geçti. Fakat liderlik artık tam bir müdahale konusu olmuştu. Ümeyye ve Harb’in kötü yenilgileri tüm Emevi ailesini kin, hırs ve intikam ateşiyle kavuruyordu. Ebu Talip’in karşısına şimdi de Harb’in oğlu Sahr (Ebu Süfyan) dikildi. Babalarının yolunu tutan Ebu Talip, tam bir dürüstlük ve fazilet örneği idi. Ebu Süfyan ise, yine babalarının kopyası olarak rekabet ve hırs müptelası idi. Yalnız, hınç ve hırs hastası olan bu adam babalarından çok farklıydı. Zira ticaretteki girişkenliği ve zekâsı sayesinde Kureyş içinde önemli bir yer aldı. Ticari kazancından ziyade, gittikçe itibar sahibi olmak gibi manevi kazancı daha büyüktü. Ebu Süfyan, büyük bir tüccar olmuştu. Hatta ticarette dahi sayılırdı. Kureyş’in ticaret hacmi onun zamanında geniş boyutlara ulaştı. İthalat-İhracat sistemini icat eden Kureyş’in ticari işlerini geliştirdi. Fakir olsun, zengin olsun tüm Mekkelilere açık olan bir şirket haline getirdi. Tek bir dinarı olan bir Mekkeli o dinarı getirip şirkete yatırır ve kâr dağıtımında yatırdığı para nispetinde kâr alırdı. Ticaret kafilelerinin başında bizzat kendisi bulunurdu. Bu kafileler zaman zaman 2000 – 3000 deveyle yola çıkardı. Bu büyük kafileleri korumak için yüzlerce silahlı asker refakat ederdi. (Cebbur Abdünnur, “Arap felsefesine bakış” eserinden.)

Ebu Süfyan, bu ticaretlerden hem büyük servet kazandı hem de dediğimiz gibi kabile içinde parladı. Kazandığı bu büyük serveti daha sonra Hz. Peygambere karşı verdiği mücadelede kullandı. Zaten Haşimilere karşı olan tükenmeyen hınç ve kini babalarından miras gibi almıştı. Dedesi Ümeyye’nin Haşim’e, babası Harb’in Abdüumuttalip’e karşı olan yenilgilerinin acı hatıraları kalbinde ve her Emevinin kalbinde derin bir iz bırakmıştı. Bu zillet ve mecburiyeti kibirlerine yediremeyen Emeviler, Haşimilere karşı daima muhalif davrandılar. Mesela; Haşimiler tarafından kurulan ve bir adalet sembolü  olan (Hılfülfudul) paktına katılmadılar. Bu yüksek amaçlı paktın kuruluş sebebini anlatan İbn-i Hişam, siyret kitabında c.1 s.125’te diyor ki;

“Amr İbnül As’ın babası As, yabancı bir tüccardan mal alıp parasını vermedi. Bu yabancı, kalabalık bir yerde yüksek bir yere çıkıp kışkırtıcı üç beyit şiir okudu ve mağduriyetini dile getirdi. Bunu duyan Abdulmuttalip oğlu Zübeyr çok etkilendi ve hemen karşı bir durum almak ve böyle birr rezalete meydan vermemek için tüm Kureyş’i birliğe çağırdı. Bu çağrı üzerine Haşimilerin yanına Muttalip, Esed, Zöhre vve Teym kabileleri katıldı. Böylece bu pakt kuruldu ve hemen gidip yabancı tüccarın parasını As’tan alıp kendisine verdiler. Daha sonra yerli olsun yabancı olsun Mekke içinde kim haksızlığa uğrarsa o kimsenin hakkını alıncaya kadar hep birlikte zalim aleyhine olacaklarına dair ant içtiler. Hz. Peygamber efendimiz, küçük iken amcaları ile bu paktın kuruluşunda bulunmuş ve demiş ki; “Ben bir paktta bulundum ki, o paktın amacını dünya malına değişmem””

Emeviler böyle bir pakta elbette muhalif olurlar. Zira onların ruh ve huyları böyle hayırlı işlerle bağdaşmaz. Bu hususta iki aile arasında adil bir araştırma yapılacak olursa şöyle bir sonuç elde edilir. Haşimiler; dürüstlük, adalet, din ve fazilet temsilcisi, Emeviler ise; hırs, kalleşlik, ihtiras ve zorbalık temsilcisidirler. Tarih bize, birbirine zıt bu iki örneği net bir şekilde gösterdi. Emevilerden Ebu Süfyan, Muaviye, Yezit, Velit, Mervan ve Hişam gibi en kötü not alan isimler, Haşimilerden ise Muhammed, Ali, Hasan, Hüseyin, Cafer, Zeynelabidin gibi isimler vardır. Aradaki farkı görmeyenlerin körlerden ne farkı vardır?

İşte iki aile arasındaki çekişme böyle başladı. Kıskançlık ile başlayan bu çekişme amansız bir düşmanlığa dönüştü ve hala bitmedi. Nitekim zamanımıza kadar devam ediyor. Ebu Süfyan, Emevilerin başında Haşimilere karşı olan mücadelesini gittikçe hızlandırıyordu. Bütün Mekkelilerin dâhil olduğu ticari şirketin başında bulunması kendisi için büyük bir avantajdı. Bu sayede Kureyş kabilelerinin çoğunu yavaş yavaş kendine bağlamaya başladı. Haşimileri tutan yalnız birkaç aile vardı. Bu durum Ebu Talib’in şiirlerin çok iyi anlaşılır.

Haşim oğullarının başında bulunan Ebu talip, babasının yolunda zirvedeki yerini korumaya çalışıyordu. Fakat dediğimiz gibi Ebu Süfyan ticareti sayesinde kazandığı itibar ve otorite yüzünden kendisine ciddi bir rakip haline geliyordu. Zenginlik, ihtişam ve dünya mazhariyetlerine çok önem veren Emeviler ve yandaşları salt fazilet ve adalet ilkelerini yaşatmak için çalışan Haşimilerle zirve mücadelesi veriyorlar ve ha geçtik, ha geçeceğiz derken birdenbire semavi bir ses gürledi. Dünyayı yeniden biçimlendirecek, tarihin seyrini değiştirecek bir ses bu. Ebu Talip ve Haşimilere Allah’tan yenilmez bir medet olarak geldi ve Hz. Muhammed, Mekke’de İslamiyet’i ilan etti.

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

ALEVİLİK VE TARİHİ – 1 Hakkında Yorum Yaz

Sponsor Reklam Sponsor Reklam Sponsor Reklam Sponsor Reklam

ÜYELİK

E-Bülten Aboneliği

E-Posta adresinizi aşağıdaki bölümden bültenimize ekleyerek yeni yazılarımızdan haberdar olabilirsiniz!

Döviz ve Borsa Bilgileri

BIST
USD/EUR
Amerikan Doları
Euro
İngiliz Sterlini
Japon Yeni
Rus Rublesi
SA Riyal,
Altın
Son Güncelleme: 24.09.2018 23:43
Mo Tu We Th Fr Sa Su